Konumuz savaş
Konumuz insanlık
Konumuz yaşamak
Eeee bunların bizim strateji konumuzla değil de; ‘’daha çok ekonomik ve politik boyutlu, hukukla ve sağlıkla alakalı konuları ilgilendiriyor, insanca yaşama yok TÜRKİYE de’’ diye muhaliflik çatısı kuracaksınız. Hayır, efendim işte olay bunla sınırlı değil egemen olmadığın bir alanda ve ya kıta sahanlığında dâhil yaşayamazsın
“Türkiye’nin stratejik konumu, tarih boyunca yalnızca bir coğrafi avantaj değil, aynı zamanda sürekli bir mücadele alanı olmuştur.Anadolu, Asya ile Avrupa arasında bir köprü olmanın ötesinde, ticaret yollarının, enerji hatlarının, su yolarının geçtiği ve kültürel etkileşimlerin kesişim noktasıdır. Bu durum, bölgeyi her dönemde büyük güçlerin ilgi odağı haline getirmiş ve devletimiz ilerideki su sorunlarına yönelik hareketleri ise yıllar önceden baraj yapımlarıyla ortadan kaldırmaya yönelik politika izlemiştir.
Bizans İmparatorluğu döneminde İstanbul, yalnızca bir başkent değil; aynı zamanda ekonomik ve askeri kontrolün merkeziydi. Ardından Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselişi ile birlikte Anadolu ve çevresi, küresel güç dengelerinde belirleyici bir rol üstlendi.
Ancak tarih, yalnızca dış mücadelelerin değil, iç dinamiklerin de devletlerin kaderini belirlediğini göstermektedir. Celali İsyanları gibi iç karışıklıklar, Osmanlı’nın askeri ve ekonomik gücünü zayıflatmış; merkezi otoritenin sarsılmasıyla birlikte dış baskılar daha etkili hale gelmiştir.Benzer şekilde, 19. yüzyılda artan dış müdahalelerle birlikte içeride yaşanan kurumsal zayıflıklar, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecini hızlandırmıştır. Bu durum, bir devletin yalnızca dış tehditlerle değil, iç bütünlüğünü koruma kapasitesiyle de ayakta kaldığını açıkça ortaya koyar.(İngiliz askerleri, kurtuluş savaşı fotoğrafları, iç karşılıklılıkla alakalı)Modern Türkiye’nin kuruluşu ise, bu tarihsel deneyimlerin bir sonucu olarak şekillenmiştir. Türk Kurtuluş Savaşı, yalnızca dış işgale karşı verilen bir mücadele değil; aynı zamanda içerde ortak bir irade oluşturma sürecidir. Bu süreçte sağlanan birlik, yeni devletin temelini oluşturmuştur.
Günümüzde Türkiye’nin karşı karşıya olduğu stratejik tablo, geçmişten tamamen bağımsız değildir. Küresel rekabetin yoğunlaştığı bir dönemde, jeopolitik konum hâlâ belirleyici bir faktör olmaya devam etmektedir. Ancak bu konumun avantaj mı yoksa risk mi olacağı, büyük ölçüde içyapının sağlamlığına bağlıdır. Can alıcı konuda zaten temelini sağlam kurmuş ama kolonları yavaş yavaş kesilen, ve bu kolonları keserken ise bir bir gösterilerek yapılan, devletimize bağlı insanlarımızın umudunu yok saymayla alakalıdır. Bu dönem orta doğuda insanlar nefes alınamazken, evlerimizde rahat uyuyabiliyor, tek sorunumuzun geçimle alakalı oluyorsa, bu temelimizin sağlamlığıyla alakalıdır. Ama yarınımız ne olacak, kesilen kolonların yani dışardaki düşmandan önce içerideki düşmanla bağdaştırmamız lazım konuyu. Temeli sağlam 5 bin yıllık devlet anlayışı diye böbürlendiğimiz ülkeyi 300 yıllık bir proje devlete mi yedireceğiz? Geçenlerde kendi ağızlarıyla yapılan açıklamalarda; ‘’Kürtlere silah verilmeyecek, ellerine çok fırsat geçti ve beceremediler, kaynakları daha doğru kullanacak kuklalar aramalıyız’’ denerek üstü kapatılan. Ancak bu sisteme Kürt sorunu denilerek kitaplar yazılan, parlamento da Türküm diyemeyen şahısların içeri yerleşmesi ‘’kolonlar kesiliyor ya da sistem uyarılmasına rağmen yıkılıyor’’ tabiriyle etnik köken ayrımcılığı üzerinden bize oynanan oyunun. Bizlerin 2. sınıf vatandaş muamelesi görmemiz, içerideki yerleştirilen düşmanın bizleri ayrıştırma ve 300 yıllık projenin mimarının, bu günlerde kaynak noktalarını teker teker yıkarak bizlere ulaşması şöyle özetleyebiliriz.Osmanlığı imparatorluğu yıkılmadan İngiliz Yahudi lobisi destekli Fransa Amerika, dönemin Osmanlı toprağı şimdi ise orta doğu diyerek çokta sevmediğimiz 2. Hatta 3. Dünya ülkeleri olarak adlandırdığımız konumda ayrıştırma çalışmaları sonuçlanmıştı.Osmanlıdan ayrılan toprakların ise bayrakları aynı renk olup şekillerini değiştiren İngiliz komutan Mark SYKES yapmıştır.Akabinde atası Fatihin sözünü unutmayan ‘’kimsenin dinine ırkına dokunmaksızın’’ yaşamalarına izin veren, bu hoş görüden kaynaklı, çok etnik ırk sahibi, sosyal devlet olan Osmanlı imparatorluğunun açığını içerilere yerleştirilen ailelerle pekiştirdiler. Bu insanların bakış açıları devletin dönem dönem yaptığı hatalar ilk bakış açısına yönelik sosyal devlet unvanını kaybeden ve Türkiye Cumhuriyeti ismini alan ulusun siyasal yapısının içerisine konuşlandırılan terör fitne yuvaları bu gün bu lobinin aynı oyunlarıyla emellerine devam etmekte Sırasıyla Venezuela iç istihbaratını yok ederek yapılan başkanlık darbesiyle kaynak noktasının 1. Ayağını tamamladı. Zamanında;Filistin devleti içerisine Yahudi lobisi uşağı İsrail entegrasyonu ile toprak ve liman kazanan bu kaynak avcılığı Lübnan Ürüdün Irak Suriye ve Şia mezhepli İslam ülkesi İran hedefiyle kaynak noktalarına nüfuz etmekte. Bu avcılığın atası Fransa ve İngiliz’ler olduğunu ve mısır başta olmak üzere Afrika ülkelerine çökmelerine aşinayız. Libya’ya asker çıkartan, kendi ülkesi içindeki aktif silahlı terör yuvalarını imha eden, Suriye’nin iç savaşında içindeki terör unsurları ile birlikte yok ederek, Ortadoğu haritası çizen oyunbozan Türkiye Cumhuriyeti devletinin. Başka hedef kalmadığından ve sürekli Türkiye karşıtı kukla Yunanistan’a silah yığına yapılmasından varsayımla sıradaki hedef Türkiye, stratejik adımlarına bir yenisi daha acele ile eklemeli, iç cephe temizliği biz an önce başlamalıdır.Bu anlattığımız serüven 300 yıllık sanayi devrimiyle birlikte ön görülen enerji ihtiyacı insan nüfusunun artması ve süper teknoloji gücünü sömüremeyen Fransa ve İngiliz’ler den alamayarak bedava kaynaksız kalan Çin’e kaptıran Amerika’nın yıllar süren enerji savaşıydı. Demeyi çok isterim ama devam ediyorBize gelecek olursak tekrar dan dış tehditler hiçbir zaman Türk ulusunun gözü korkutmadı tek korkusu daha az yara almak olan Türk devletleri tarih boyunca bu felsefe üzerine savaşarak Türklüğün azameti gazabını ve adaletini, İslam’ın ise gerçek son kalesi olarak asaletini korudular.Bu demek olmasın iç tehditler bizi korkutuyor, asla ve keza biz sadece az yara almanın derdindeyiz. Bu nedenlerden dolayı Türkiye Cumhuriyeti her seferinde söylenilen içerdeki tehdidi gerçekten bertaraf etmeli birleşmiş milletler den gelen tepkiyi umursamadan ‘’kendi ülke içi meselem’’ sözleriyle şu sırayı uygulamalı;Ülke içi mülteci sayısı en hızlı şekilde azaltmalı sağlık, ilaç, barınma ve yiyecek gibi konularda devlet desteği kalkmalı bu maddiyat, kaynak artışı, ülke içi trafik, toplu taşıma, hastane sırası, iş yükü ve işsizlik noktasında getirisi yüksek durumlar.Bununla birlikte sınır güvenliği uyuşturucu silah ve elektronik kaçakçılığı ile içerideki huzuru ve refahı bozabilecek her türlü duruma engel olunmalı.Önceden paylaştığım adalet reform paketinde caydırıcı cezalarla birlikte hukuk anlamında huzuru koruma çalışması yenilenmeli.En mühim olan halk tarafından seçilen ancak yolsuzlukla veya hainlikle yargılanmış vatan evladı değil de batıya avrat olmuş şahısların ön soruşturma geçirerek parlamentoya alımı kısıtlanmalı seçim listesindeki bir diğerine devredilerek halkın ise demokrasiye olan güveni zedelenmemelidir. Bu sayede 2. Sınıf muamele gördürülen ve parlamento da başka ülkenin çıkarı için devletin ekmeğini yiyen vatansızların önüne geçilir.Bu durumlar iç tehdidi ve dışarıya olan dik duruşu gösterir bir devlet sınırları ile değil ulaştırdığı yardımlar ve ihanete verdiği ceza kadar büyüktür sözünü bir kez daha Türkiye Cumhuriyetine uyarlayabiliriz.Bunun gibi sizlerin düşüncelerinizi anket yoluyla istişare ortamı oluşturduğum kanun teklifleri şemasıyla yayınladığım dosyalara ve anketlere instagram da öne çıkarılanlardan ulaşabilirsiniz.Ekonomik istikrar, kurumsal güven, hukukun üstünlüğü ve toplumsal uyum…Bu unsurlar, yalnızca iç düzenin değil, aynı zamanda dış politikadaki etkinliğin de temelini oluşturur.Sonuç olarak, tarihsel örnekler açık bir gerçeği ortaya koymaktadır:Bir devletin stratejik gücü, yalnızca coğrafyasından değil; içeride kurduğu dengeden ve sürdürülebilir yapıdan beslenir.Türkiye’nin geleceği de bu dengeyi ne ölçüde koruyabildiğiyle doğrudan ilişkilidir.” Denklem bu kadar basittir.

Terörün Muhatabı Siyaset Değil, Güvenlik Güçleri Olmalıdır.

Son yıllarda Türkiye siyaseti, terörle mücadele konusunda ciddi bir söylem ve politika tutarsızlığı yaşamıştır. Bir dönem “terörle müzakere edilmez” denilirken, daha sonra “açılım” ve “çözüm süreci” adı altında terör örgütleriyle dolaylı temas kurulması, toplumda güven duygusunu zedelemiştir. Devletin temel görevi vatandaşının can güvenliğini sağlamakken, bu konuda netlikten uzak adımlar atılması büyük bir çelişki yaratmıştır.

Öcalan’ın yakalanmasından sonra idam cezasının kaldırılması, yalnızca tek bir olaya bağlanamayacak şekilde uluslararası hukuk ve Avrupa Birliği süreciyle ilişkilidir. Ancak halkın vicdanında bu karar, terörle mücadelede geri adım olarak algılanmıştır. Ardından gelen çözüm süreci döneminde verilen şehitler, bu politikanın bedelinin ne kadar ağır olduğunu göstermiştir. Devletin terörle mücadelesi askeri ve hukuki zeminde yürütülmeliydi; siyasi pazarlık görüntüsü toplumda derin yaralar açmıştır.

Suriye’de yaşanan gelişmeler ise Türkiye’nin güvenlik kaygılarını daha da artırmıştır. Bölgedeki terör yapılanmalarının güç kazanması, sınır güvenliği açısından ciddi tehdit oluşturmuştur. Bu noktada Türkiye’nin kararlı askeri operasyonları önemli olmakla birlikte, geçmişte verilen tavizlerin bu tabloya zemin hazırladığı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Devlet politikası, geçici siyasi hesaplara değil, uzun vadeli milli güvenlik stratejisine dayanmalıdır.

Ana muhalefet başta olmak üzere siyasi aktörlerin bu konuda net ve tutarlı bir duruş sergileyememesi de ayrı bir sorundur. Terör meselesi, parti siyasetiyle değil, milli birlik anlayışıyla ele alınmalıdır. Toplumun beklentisi açıktır: Terörün muhatabı siyaset değil, güvenlik güçleri olmalıdır. Yetki de, karar da, mücadele de devletin kararlı iradesinde toplanmalıdır.

Sonuç olarak, terörle mücadelede en büyük ihtiyaç netliktir. Ne “dinleyelim” ne de “müzakere edelim” yaklaşımı çözüm getirmiştir. Türkiye’nin ihtiyacı; açık, kararlı ve tavizsiz bir devlet politikasıdır. Terörün tek muhatabı asker ve hukuk olmalı, milletin vicdanını yaralayan çelişkili söylemler tarihe gömülmelidir.