Terörün Muhatabı Siyaset Değil, Güvenlik Güçleri Olmalıdır.
Son yıllarda Türkiye siyaseti, terörle mücadele konusunda ciddi bir söylem ve politika tutarsızlığı yaşamıştır. Bir dönem “terörle müzakere edilmez” denilirken, daha sonra “açılım” ve “çözüm süreci” adı altında terör örgütleriyle dolaylı temas kurulması, toplumda güven duygusunu zedelemiştir. Devletin temel görevi vatandaşının can güvenliğini sağlamakken, bu konuda netlikten uzak adımlar atılması büyük bir çelişki yaratmıştır.
Öcalan’ın yakalanmasından sonra idam cezasının kaldırılması, yalnızca tek bir olaya bağlanamayacak şekilde uluslararası hukuk ve Avrupa Birliği süreciyle ilişkilidir. Ancak halkın vicdanında bu karar, terörle mücadelede geri adım olarak algılanmıştır. Ardından gelen çözüm süreci döneminde verilen şehitler, bu politikanın bedelinin ne kadar ağır olduğunu göstermiştir. Devletin terörle mücadelesi askeri ve hukuki zeminde yürütülmeliydi; siyasi pazarlık görüntüsü toplumda derin yaralar açmıştır.
Suriye’de yaşanan gelişmeler ise Türkiye’nin güvenlik kaygılarını daha da artırmıştır. Bölgedeki terör yapılanmalarının güç kazanması, sınır güvenliği açısından ciddi tehdit oluşturmuştur. Bu noktada Türkiye’nin kararlı askeri operasyonları önemli olmakla birlikte, geçmişte verilen tavizlerin bu tabloya zemin hazırladığı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Devlet politikası, geçici siyasi hesaplara değil, uzun vadeli milli güvenlik stratejisine dayanmalıdır.
Ana muhalefet başta olmak üzere siyasi aktörlerin bu konuda net ve tutarlı bir duruş sergileyememesi de ayrı bir sorundur. Terör meselesi, parti siyasetiyle değil, milli birlik anlayışıyla ele alınmalıdır. Toplumun beklentisi açıktır: Terörün muhatabı siyaset değil, güvenlik güçleri olmalıdır. Yetki de, karar da, mücadele de devletin kararlı iradesinde toplanmalıdır.
Sonuç olarak, terörle mücadelede en büyük ihtiyaç netliktir. Ne “dinleyelim” ne de “müzakere edelim” yaklaşımı çözüm getirmiştir. Türkiye’nin ihtiyacı; açık, kararlı ve tavizsiz bir devlet politikasıdır. Terörün tek muhatabı asker ve hukuk olmalı, milletin vicdanını yaralayan çelişkili söylemler tarihe gömülmelidir.